Geleceğin pazarlama mecrası 'vlog'lar mı?
13/12/08 09:48 Filed in: internet
televizyonu | Haber | Video Blog
| Vlog | Basından
| Internet tv
| internet
television
Marketing Türkiye’de bugüne kadar projelerim ve yaptıklarım ile ilgili 4-5 haberim çıktı. Ama geçen sene benimle yapılan bir röportajı sizlerle paylaşmayı unuttuğumu (ne yazık ki) şimdi farkettim. Sonra yazıya baktım ki değişen birşey olmamış.
Bundan 3 sene önce benim için internet videosu sadece video blogdan ibaretti. Ama o zaman geleceği yok gibi gözüken bu ilgi beni bugün Sevenice’ın kuruluşuna kadar getirdi. Video Blog sayesinde internet videosu ve kullanıcı bazlı içerik hakkında çok fazla şey öğrendim ve bu öğrendiklerimi şimdi internet televizyonu konusunda kullanıyorum. Bu konuda biliyorsunuz bir kitap bile yazdım
Marketing Türkiye’de çıkmış olan benim yanım sıra Korkut Öztürk, Semih Özaytekin ve Deniz Karabacak ‘la yapılan röportajlarında yer aldığı bu yazıyı okumak için devam ediniz.
Geleceğin
pazarlama mecrası 'vlog'lar mı?
internetin ilk blog servisi sağlayıcısı "blogger.com"un 90'ların sonlarında hayata geçirilmesiyle, tuttuğumuz günlükler online ortama taşındı. Bir zamanlar annemizden, babamızdan minik kilit-ler yardımıyla gizlediğimiz günlükleri, milyarlarca insanın gözleri önüne sermeye başladık. Zaman içinde, blogger'lara yazmak, ziyaretçilere de okumak biraz zor gelmeye başladı ki, devreye kameralar girdi. Günlükler artık yazıyla da değil, görüntüyle tutulmaya başlandı. Bloglar yerini video bloglara, yani "vlog"lara bırakırken, bloggerlar da "vlogger" diye anılmaya başlandı.
Bloglar ve hemen ardından vloglar gitgide yaygınlaşınca, ciddi miktarda takipçiler de elde edince, bir pazarlama ve reklam mecrası olarak da dikkat çekmeye başladılar. Peki nedir bunların bu denli ilgi görmesinin nedeni? Ülkemizde bu anlamda kimler, neler yapıyor? Vloglar, şirketler ve pazarlamacılar için ne anlama geliyor, onlar için nasıl bir mecraya işaret ediyor? Bir reklamveren, vlogları neden kullanmalıdır, ona neler getirecektir? Vlogların geleceği nedir? Tüm bu soruları, vloglar üzerine kafa yoran, bu işle haşır neşir, sayıları pek de fazla olmayan insanlara sorduk.
Müzik koy, dans et, al sana vlog!"Yeni başlayanlar için video blog rehberi" adli bir kitap yazan vlogger, yazar ve prodüktör Gökçen Karan, Türkiye'de vlog denince, arka fona bir müzik koyup, önünde komik biçimde dans etmenin anlaşıldığını belirtiyor ve "Video blog bu değil. Video blog, sizin blog olarak yazdığınız şeyin videoya çekilmiş h¢li. Bu aslında Türkiye için bir avantaj, çünkü biz okumayı ve yazmayı sevmiyoruz" diyor. Gökçen Karan'a göre videoda hayat daha kolay. Çektiğiniz videoda kişinin Coca Cola içmesi veya belli bir mekana gitmesi, vloglarda reklam yapabilmenin kolaylığına örnek. Peki reklamveren neden bunun farkında değil? Karan, bu durumu, bizdeki "görüntülenme sayısına" (page view) takılıp kalma alışkanlığına bağlıyor ve şunları söylüyor: "Kişi bir video sitesine girer, 'player' görüntülenir, altında benzer videolar çıkar, kişi izleyeceği videoyu seçer. Ajax'la çalışıyorsa veya Flash'sa, 'page view' artmaz. Adam o sayfada üçer dakikadan üç video izler ve dokuz dakika o sitede kalır. 0 dokuz dakika süresince adama bir şeyler gösterme şansınız var. Ama siz sadece banner mantığıyla çalışan bir reklam ajansı veya reklamverenseniz, bu sitede page view sizin için yalnızca 1'dir. Fakat adam 10 dakikadır orada. Carrefour'a giden insan sayısıyla Vakko'ya giden insan sayısı bir değil. Carrefour'a bir milyon insan gidiyorsa, Vakko'ya 30 kişi gidiyor. Ama o 30 kişiye yapacağın bir BMW reklamı, Carrefour'da yapacağın reklamdan daha etkilidir."
Vlogger, köşe yazarı gibidirGökçen Karan, bir vlog'a verilecek ilanın veya vlogger'ın herhangi bir ürünle ilgili söyleyeceklerinin neden etkili oIacağına, nasıl bir dönüş sağlayacağına ilişkin olarak da şunları söylüyor: "Gazeteyi, köşe yazarlarını okumak için alırsınız. Kaldırın köşe yazarlarını, satışlar dibe vurur. Blog veya vlog takip etmek de bunun gibidir. Siz o blogger'ı veya vlogger'ı değer verip izliyorsanız, onun Audi üzerine yazacağı bir değerlendirme veya yapacağı bir test sürüşü, falanca gazete veya dergideki bir reklamdan çok daha değerlidir. Ayrıca mesela 'milliyet.com'a verdiffiniz banner'ın aynısını bir blog'a da verirseniz, onun da bir dönüşü olmayacak size, sadece blog yazarının sponsoru olacaksınız. Geri dönüş istiyorsanız, blogger'ı veya vlogger'ı çağıracaksınız, arabanızın test sürüşünü yapacak, ona göre bir video hazırlayacak veya yazı yazarak. Bu da size gerçekten dönüş sağlayacak." Karan ayrıca, firmaların eninde sonunda vlogların farkına varacağını ve geleceğin vloglarda olduğunu sözlerine ekliyor.
"Dopta geriyiz"Pikniktube, ülkemizin en fazla tıklanan video blog sitelerinden. Sitenin yöneticilerinden Korkut Öztürk, blog/vloglara ilgi duyulmasına ilişkin olarak Ekşi Sözlük örneğini veriyor. "Bilgi; okul, TV gibi kitlesel kanatlardan 'veriliyor' ve bunların hep filtrelendiffine haklı olarak şartlanmışız. Oysa sivil ve gündelik hayatın, deforme olmamış, kurallarla yönlendirilmemiş bilgisine doğrudan ulaşmak, Ekşi Sözlük örneğinde karşılığını buluyor" diyen Öztürk'e göre blog/vloglar da ayni tabana oturan daha bireysel başka bir iletişim formu.
Türkiye'nin vlogging konusunda, Süleyman Demirel'in bir milli takım mağlubiyetinden sonra "Dopta geriyiz" demesi gibi geri oIduğunu, ifade eden Öztürk, bunun iki nedeni olduğunu söylüyor: "Birincisi, toplum olarak uysal ve ortalıkta fikir beyan etmekten çekinen bir yapımız var. İkincisi ise imkanlar. 45 bin dolar milli geliri olan bir ülkenin imkanları ile 4 bin 500 milli geliri olan bir ülkenin imkanları ayni değil maalesef." Vlogların ticari kullanımının önemine dikkat çeken Öztürk, şirketlerin konuya bakışının yavaş da olsa doğru yönde değiştiğini kaydediyor. Bu konunun, internet ve "business" arasındaki genel ilişkiden soyutlanamayacağını ifade eden Korkut Öztürk, şunları söylüyor: "İnternetin kendine ait bir kadro yapısı var ve iş dünyasıyla bu kadronun h¢la net bir kesişim kümesi oluşmuş değil. İnternet tarafı iş dünyasının ihtiyaç ve taleplerini net biçimde bilmiyor ve somut öneriler oluşturamıyor. İş dünyası da internette neler yapılabileceğini ve bugün yapılanların yarına etkilerini kavrayamıyor. Kısa dönem menfaatlerinin baskın olduğu gelişmekte olan ülke pazarlarında yarın vaazları pek de getiri sağlayamıyor. Büyük grupların kendi internet dünyalarını yaratmaları sanırım diğer iş dünyası aktörlerinin de ilgisini buraya daha fazla çekecek ve hem iş dünyasını hem interneti bilen yeni bir meslek grubuyla bu konuda verimli ilerleme sağlanacaktır."
"Türkiye'nin ilk ve tek interaktif video paylaşım sitesi" sloganıyla yayın yapan Akıllı TV'nin Genel Yayın Yönetmeni Semih Özaytekin, blog/vlogların ilgi görmesini, hepimizin yaşadığı sorunları ayni dille anlatıyor olmalarına bağlıyor. Hıncal Uluç'un bir halk otobüsü deneyimini anlattığı bir blog/vlog kimseye inandırıcı gelmiyor. Doğal olarak bir üniversite öğrencisinin bu konudaki fikirleri internet dünyasını kasıp kavuruyor. Özgürce anlatıyor her şeyi. Gazetemin patronu kızar mi, böyle yazarsam bu firma reklam vermez, aman yazmayayım korkusu olmayınca, ortaya gayet objektif günlükler çıkıyor" diyen Ozaytekin, bunun da doğal olarak ilgi çektiğini söylüyor.
"Yazının yerini kamera alacak"İleriki yıllarda her gün milyonlarca kişinin tıkladığı vlogların oluşacağını veya fikirleriyle milyonları peşinden sürükleyecek vloggerlara rastlayacağımızı kaydeden Özaytekin, "Tabii milyonlarca tıklanmanın olduğu bir yerde pazarlamanın olmaması söz konusu bile değil. Görüntünün olduğu her yerde reklam da muhakkak olacaktır. İyi vlog üretenlerin elinde Cola şişesi görürsek şaşırmayalım" diyor. internet dünyasının Artık video düzenine geçtiğini, band genişlikleri arttıkça bannerların bile reklam filmlerine döndüğünü anlatan Özaytekin forum sitelerinde de önümüzdeki yıllarda yerini videonun alacağını, blogdan vlog, geçiş değil de, daha genel anlamda yani düzeninden video düzenine geçiş yaşanacağını ifad ediyor.
Viral pazarlama da önemli
Azbuz.com ve Gayet.net Genel Müdürü Deniz Karabacak da kişisel olan şeylerin her zaman ilgi gördüğünü, eskiden roman okurken, şimdi blog okuduğumuzu anlatıyor. Medya dediğimi sektörün ekonomik, politik odaklarla diz diz olduğundan güvenilir olmadığını, faka blog/vlog gibi mecraların çok daha sahici olduğunu kaydeden Karabacak, "Misal, mp3 playe alacak olsam, benim için ürünü kullanan birinin kişisel deneyimi, firmanın açıklamaları veya gazete incelemesinden çok daha değerli. Bu ör nebi politikaya kadar taşımak mümkün. Kon vansiyonel medyada birbirine benzeyen habe dili ve köşe yazarlığı klişeleşti. Bu haberler Türkçe'si çok şahane olmasa da, herhangi bir blog'daki özgünlüğe sahip olamayacaktır. Çünkü samimi ve özgün olanın gücüyle yarışmak kolay değil" diyor.
Karabacak'a göre vloglar, şirketler ve pazarlamacılar için, "TV reklamlarına çuval çuval pare gömmek yerine, interneti daha çok kullanmak anlamına geliyor. "Bırakın, sizin ürününün için firmanız için kullanıcılar bir şeyler söylesin Vlog/bloglar, viral pazarlamanın elini kuvvetlendiriyor" diyen Deniz Karabacak, vlogların ürün tanıtımları için gayet elverişli olduğunu ifade ediyor. Karabacak, "Sadece videolu ürün testlerinden oluşan bir site oldukça ilgi çekic olabilir. Vlogları bir TV yayını gibi düşünürsek, bunlara da reklam verilebilir. Şirket blogları kasıntılıktan ve ciddiyetten kendilerini kurtara madılar. Çoğu sıkıcı uzun yazılardan oluşan reklamsı bültenler oldu çıktı. Vlogu da bu hale getirmemek lazım" diyor. Doğru kullanıldığı takdirde vlog ile, buram buram reklam kokan dergi veya televizyon ilanlarından, hatta banner döndürmekten daha hakiki bir etki yaratmanın mümkün olacağını dile getiren Karabacak, işin bir de ağızdan ağza yayma kabiliyetinin çok yüksek olduğunu ve bu yöntemin ucuz, ölçülebilir ve etkili olduğunu sözlerine ekliyor. "TV mecrası yok olacak" Peki interaktif ajansların vlogging olgusuna bakışı nasıl? Code interactive Ajans Başkanı Yiğit Karakış'a göre Türkiye vloglar konusunda geride değil. Youtube'a rakip birçok yerli portal bulunduğunu ve medya gruplarının bu alaâ?' na uzun süredir yatırımlar yaptığını söyleyen Karakış, üstelik yerli projelerin, Youtube gibi rakiplere oranla ciddi avantajları bulunduğunu ifade ediyor ve "Yurtiçinde host edildikleri için çok daha hızlı servis veriyorlar. Ama bu konuda öncü olmamız beklenmemeli. Ameri-ka'yı geriden takip etmemiz çok normal. 300 milyon internet kullanıcısına karşın bizde en fazla 20 milyon kullanaca var, yani Amerika'nın 15'te biri. Ayrıca oradaki milli gelir de Türkiye'dekinin 5 katı. İkisini toplarsanız, bir vlog projesinin maddi değeri Türkiye'dekinin 75 katı. Doğan çocuğa emzikten önce laptop verseniz bile biz onları geriden izlemeye devam edeceğiz" diyor. Vlogların, reklam ve pazarlama açısından avantajlarını anlatan Yiğit Karakış, şunları söylüyor: "Bin kişi bir meydanda buluştuysa, orası kendiliğinden mecra olur. Vloglara her gün milyonlarca insan giriyor. Ayrıca offline mecralara göre çok daha avantajlı bir mecra. Bir kere reklam performansı net olarak ölçülebilen, hedef kitlenizi ilgi alanlarına göre ayarabileceğiniz bir mecra. Bunun yanında vloglar diğer online mecralara göre de avantajlı. Online mecralarda genellikle banner reklamları olur ama banner sitenin genel içeriğinden kopuk ayrı bir parça olduğu için çok da etkili bir reklam, alanı değildir. Vloglarda şu an yaygınlıkla kullanılan sistem kullanıcının izleyeceği videodan önce ayni video alanında 10 saniyelik bir reklam çıkması. Kullanıcıyı odaklandığı alanda yakalarsınız. İnsanın¬ gözüne daha fazla sokulabilen başka bir reklam mecrası yok sanırım." Vlogların, geleceğin yayın teknolojisi olacağını kaydeden Karakış, DVD, TV yayını gibi mecraların gelecekte yok olacağını ve video ile ilgili içeriklere online ulaşılacağını, evdeki televizyonlarımızın internet bağlantılı olacağını dile getiriyor. Yiğit Karakış, "Vlogların reklamverenler için çok ilginç etkileri olacak. Hedef kitlelerini çok ileri seviyede filtreleyebilecekler. Hedef kitle tespiti ve dolayısıyla medya planlama, reklamda çok önemli bir konuma gelecek. Vloglarla reklamın etkisi net olarak ölçülebilecek. Belki her reklam için not verebileceğiz. Yaratıcılık, sübjektif bir değer olmaktan çıkıp, insanların beğenilerini yansıtan sayısal verilere dönüşecek" diyor.
internetin ilk blog servisi sağlayıcısı "blogger.com"un 90'ların sonlarında hayata geçirilmesiyle, tuttuğumuz günlükler online ortama taşındı. Bir zamanlar annemizden, babamızdan minik kilit-ler yardımıyla gizlediğimiz günlükleri, milyarlarca insanın gözleri önüne sermeye başladık. Zaman içinde, blogger'lara yazmak, ziyaretçilere de okumak biraz zor gelmeye başladı ki, devreye kameralar girdi. Günlükler artık yazıyla da değil, görüntüyle tutulmaya başlandı. Bloglar yerini video bloglara, yani "vlog"lara bırakırken, bloggerlar da "vlogger" diye anılmaya başlandı.
Bloglar ve hemen ardından vloglar gitgide yaygınlaşınca, ciddi miktarda takipçiler de elde edince, bir pazarlama ve reklam mecrası olarak da dikkat çekmeye başladılar. Peki nedir bunların bu denli ilgi görmesinin nedeni? Ülkemizde bu anlamda kimler, neler yapıyor? Vloglar, şirketler ve pazarlamacılar için ne anlama geliyor, onlar için nasıl bir mecraya işaret ediyor? Bir reklamveren, vlogları neden kullanmalıdır, ona neler getirecektir? Vlogların geleceği nedir? Tüm bu soruları, vloglar üzerine kafa yoran, bu işle haşır neşir, sayıları pek de fazla olmayan insanlara sorduk.
Müzik koy, dans et, al sana vlog!"Yeni başlayanlar için video blog rehberi" adli bir kitap yazan vlogger, yazar ve prodüktör Gökçen Karan, Türkiye'de vlog denince, arka fona bir müzik koyup, önünde komik biçimde dans etmenin anlaşıldığını belirtiyor ve "Video blog bu değil. Video blog, sizin blog olarak yazdığınız şeyin videoya çekilmiş h¢li. Bu aslında Türkiye için bir avantaj, çünkü biz okumayı ve yazmayı sevmiyoruz" diyor. Gökçen Karan'a göre videoda hayat daha kolay. Çektiğiniz videoda kişinin Coca Cola içmesi veya belli bir mekana gitmesi, vloglarda reklam yapabilmenin kolaylığına örnek. Peki reklamveren neden bunun farkında değil? Karan, bu durumu, bizdeki "görüntülenme sayısına" (page view) takılıp kalma alışkanlığına bağlıyor ve şunları söylüyor: "Kişi bir video sitesine girer, 'player' görüntülenir, altında benzer videolar çıkar, kişi izleyeceği videoyu seçer. Ajax'la çalışıyorsa veya Flash'sa, 'page view' artmaz. Adam o sayfada üçer dakikadan üç video izler ve dokuz dakika o sitede kalır. 0 dokuz dakika süresince adama bir şeyler gösterme şansınız var. Ama siz sadece banner mantığıyla çalışan bir reklam ajansı veya reklamverenseniz, bu sitede page view sizin için yalnızca 1'dir. Fakat adam 10 dakikadır orada. Carrefour'a giden insan sayısıyla Vakko'ya giden insan sayısı bir değil. Carrefour'a bir milyon insan gidiyorsa, Vakko'ya 30 kişi gidiyor. Ama o 30 kişiye yapacağın bir BMW reklamı, Carrefour'da yapacağın reklamdan daha etkilidir."
Vlogger, köşe yazarı gibidirGökçen Karan, bir vlog'a verilecek ilanın veya vlogger'ın herhangi bir ürünle ilgili söyleyeceklerinin neden etkili oIacağına, nasıl bir dönüş sağlayacağına ilişkin olarak da şunları söylüyor: "Gazeteyi, köşe yazarlarını okumak için alırsınız. Kaldırın köşe yazarlarını, satışlar dibe vurur. Blog veya vlog takip etmek de bunun gibidir. Siz o blogger'ı veya vlogger'ı değer verip izliyorsanız, onun Audi üzerine yazacağı bir değerlendirme veya yapacağı bir test sürüşü, falanca gazete veya dergideki bir reklamdan çok daha değerlidir. Ayrıca mesela 'milliyet.com'a verdiffiniz banner'ın aynısını bir blog'a da verirseniz, onun da bir dönüşü olmayacak size, sadece blog yazarının sponsoru olacaksınız. Geri dönüş istiyorsanız, blogger'ı veya vlogger'ı çağıracaksınız, arabanızın test sürüşünü yapacak, ona göre bir video hazırlayacak veya yazı yazarak. Bu da size gerçekten dönüş sağlayacak." Karan ayrıca, firmaların eninde sonunda vlogların farkına varacağını ve geleceğin vloglarda olduğunu sözlerine ekliyor.
"Dopta geriyiz"Pikniktube, ülkemizin en fazla tıklanan video blog sitelerinden. Sitenin yöneticilerinden Korkut Öztürk, blog/vloglara ilgi duyulmasına ilişkin olarak Ekşi Sözlük örneğini veriyor. "Bilgi; okul, TV gibi kitlesel kanatlardan 'veriliyor' ve bunların hep filtrelendiffine haklı olarak şartlanmışız. Oysa sivil ve gündelik hayatın, deforme olmamış, kurallarla yönlendirilmemiş bilgisine doğrudan ulaşmak, Ekşi Sözlük örneğinde karşılığını buluyor" diyen Öztürk'e göre blog/vloglar da ayni tabana oturan daha bireysel başka bir iletişim formu.
Türkiye'nin vlogging konusunda, Süleyman Demirel'in bir milli takım mağlubiyetinden sonra "Dopta geriyiz" demesi gibi geri oIduğunu, ifade eden Öztürk, bunun iki nedeni olduğunu söylüyor: "Birincisi, toplum olarak uysal ve ortalıkta fikir beyan etmekten çekinen bir yapımız var. İkincisi ise imkanlar. 45 bin dolar milli geliri olan bir ülkenin imkanları ile 4 bin 500 milli geliri olan bir ülkenin imkanları ayni değil maalesef." Vlogların ticari kullanımının önemine dikkat çeken Öztürk, şirketlerin konuya bakışının yavaş da olsa doğru yönde değiştiğini kaydediyor. Bu konunun, internet ve "business" arasındaki genel ilişkiden soyutlanamayacağını ifade eden Korkut Öztürk, şunları söylüyor: "İnternetin kendine ait bir kadro yapısı var ve iş dünyasıyla bu kadronun h¢la net bir kesişim kümesi oluşmuş değil. İnternet tarafı iş dünyasının ihtiyaç ve taleplerini net biçimde bilmiyor ve somut öneriler oluşturamıyor. İş dünyası da internette neler yapılabileceğini ve bugün yapılanların yarına etkilerini kavrayamıyor. Kısa dönem menfaatlerinin baskın olduğu gelişmekte olan ülke pazarlarında yarın vaazları pek de getiri sağlayamıyor. Büyük grupların kendi internet dünyalarını yaratmaları sanırım diğer iş dünyası aktörlerinin de ilgisini buraya daha fazla çekecek ve hem iş dünyasını hem interneti bilen yeni bir meslek grubuyla bu konuda verimli ilerleme sağlanacaktır."
"Türkiye'nin ilk ve tek interaktif video paylaşım sitesi" sloganıyla yayın yapan Akıllı TV'nin Genel Yayın Yönetmeni Semih Özaytekin, blog/vlogların ilgi görmesini, hepimizin yaşadığı sorunları ayni dille anlatıyor olmalarına bağlıyor. Hıncal Uluç'un bir halk otobüsü deneyimini anlattığı bir blog/vlog kimseye inandırıcı gelmiyor. Doğal olarak bir üniversite öğrencisinin bu konudaki fikirleri internet dünyasını kasıp kavuruyor. Özgürce anlatıyor her şeyi. Gazetemin patronu kızar mi, böyle yazarsam bu firma reklam vermez, aman yazmayayım korkusu olmayınca, ortaya gayet objektif günlükler çıkıyor" diyen Ozaytekin, bunun da doğal olarak ilgi çektiğini söylüyor.
"Yazının yerini kamera alacak"İleriki yıllarda her gün milyonlarca kişinin tıkladığı vlogların oluşacağını veya fikirleriyle milyonları peşinden sürükleyecek vloggerlara rastlayacağımızı kaydeden Özaytekin, "Tabii milyonlarca tıklanmanın olduğu bir yerde pazarlamanın olmaması söz konusu bile değil. Görüntünün olduğu her yerde reklam da muhakkak olacaktır. İyi vlog üretenlerin elinde Cola şişesi görürsek şaşırmayalım" diyor. internet dünyasının Artık video düzenine geçtiğini, band genişlikleri arttıkça bannerların bile reklam filmlerine döndüğünü anlatan Özaytekin forum sitelerinde de önümüzdeki yıllarda yerini videonun alacağını, blogdan vlog, geçiş değil de, daha genel anlamda yani düzeninden video düzenine geçiş yaşanacağını ifad ediyor.
Viral pazarlama da önemli
Azbuz.com ve Gayet.net Genel Müdürü Deniz Karabacak da kişisel olan şeylerin her zaman ilgi gördüğünü, eskiden roman okurken, şimdi blog okuduğumuzu anlatıyor. Medya dediğimi sektörün ekonomik, politik odaklarla diz diz olduğundan güvenilir olmadığını, faka blog/vlog gibi mecraların çok daha sahici olduğunu kaydeden Karabacak, "Misal, mp3 playe alacak olsam, benim için ürünü kullanan birinin kişisel deneyimi, firmanın açıklamaları veya gazete incelemesinden çok daha değerli. Bu ör nebi politikaya kadar taşımak mümkün. Kon vansiyonel medyada birbirine benzeyen habe dili ve köşe yazarlığı klişeleşti. Bu haberler Türkçe'si çok şahane olmasa da, herhangi bir blog'daki özgünlüğe sahip olamayacaktır. Çünkü samimi ve özgün olanın gücüyle yarışmak kolay değil" diyor.
Karabacak'a göre vloglar, şirketler ve pazarlamacılar için, "TV reklamlarına çuval çuval pare gömmek yerine, interneti daha çok kullanmak anlamına geliyor. "Bırakın, sizin ürününün için firmanız için kullanıcılar bir şeyler söylesin Vlog/bloglar, viral pazarlamanın elini kuvvetlendiriyor" diyen Deniz Karabacak, vlogların ürün tanıtımları için gayet elverişli olduğunu ifade ediyor. Karabacak, "Sadece videolu ürün testlerinden oluşan bir site oldukça ilgi çekic olabilir. Vlogları bir TV yayını gibi düşünürsek, bunlara da reklam verilebilir. Şirket blogları kasıntılıktan ve ciddiyetten kendilerini kurtara madılar. Çoğu sıkıcı uzun yazılardan oluşan reklamsı bültenler oldu çıktı. Vlogu da bu hale getirmemek lazım" diyor. Doğru kullanıldığı takdirde vlog ile, buram buram reklam kokan dergi veya televizyon ilanlarından, hatta banner döndürmekten daha hakiki bir etki yaratmanın mümkün olacağını dile getiren Karabacak, işin bir de ağızdan ağza yayma kabiliyetinin çok yüksek olduğunu ve bu yöntemin ucuz, ölçülebilir ve etkili olduğunu sözlerine ekliyor. "TV mecrası yok olacak" Peki interaktif ajansların vlogging olgusuna bakışı nasıl? Code interactive Ajans Başkanı Yiğit Karakış'a göre Türkiye vloglar konusunda geride değil. Youtube'a rakip birçok yerli portal bulunduğunu ve medya gruplarının bu alaâ?' na uzun süredir yatırımlar yaptığını söyleyen Karakış, üstelik yerli projelerin, Youtube gibi rakiplere oranla ciddi avantajları bulunduğunu ifade ediyor ve "Yurtiçinde host edildikleri için çok daha hızlı servis veriyorlar. Ama bu konuda öncü olmamız beklenmemeli. Ameri-ka'yı geriden takip etmemiz çok normal. 300 milyon internet kullanıcısına karşın bizde en fazla 20 milyon kullanaca var, yani Amerika'nın 15'te biri. Ayrıca oradaki milli gelir de Türkiye'dekinin 5 katı. İkisini toplarsanız, bir vlog projesinin maddi değeri Türkiye'dekinin 75 katı. Doğan çocuğa emzikten önce laptop verseniz bile biz onları geriden izlemeye devam edeceğiz" diyor. Vlogların, reklam ve pazarlama açısından avantajlarını anlatan Yiğit Karakış, şunları söylüyor: "Bin kişi bir meydanda buluştuysa, orası kendiliğinden mecra olur. Vloglara her gün milyonlarca insan giriyor. Ayrıca offline mecralara göre çok daha avantajlı bir mecra. Bir kere reklam performansı net olarak ölçülebilen, hedef kitlenizi ilgi alanlarına göre ayarabileceğiniz bir mecra. Bunun yanında vloglar diğer online mecralara göre de avantajlı. Online mecralarda genellikle banner reklamları olur ama banner sitenin genel içeriğinden kopuk ayrı bir parça olduğu için çok da etkili bir reklam, alanı değildir. Vloglarda şu an yaygınlıkla kullanılan sistem kullanıcının izleyeceği videodan önce ayni video alanında 10 saniyelik bir reklam çıkması. Kullanıcıyı odaklandığı alanda yakalarsınız. İnsanın¬ gözüne daha fazla sokulabilen başka bir reklam mecrası yok sanırım." Vlogların, geleceğin yayın teknolojisi olacağını kaydeden Karakış, DVD, TV yayını gibi mecraların gelecekte yok olacağını ve video ile ilgili içeriklere online ulaşılacağını, evdeki televizyonlarımızın internet bağlantılı olacağını dile getiriyor. Yiğit Karakış, "Vlogların reklamverenler için çok ilginç etkileri olacak. Hedef kitlelerini çok ileri seviyede filtreleyebilecekler. Hedef kitle tespiti ve dolayısıyla medya planlama, reklamda çok önemli bir konuma gelecek. Vloglarla reklamın etkisi net olarak ölçülebilecek. Belki her reklam için not verebileceğiz. Yaratıcılık, sübjektif bir değer olmaktan çıkıp, insanların beğenilerini yansıtan sayısal verilere dönüşecek" diyor.


